iSTiKLAL YOLU

İnebolu ile Kastamonu arasında eski kağnı yolunun kullanıldığı patikalar tarihten izler taşıyor 







İSTİKLAL YOLU : KAĞNI TEKERLERİNİN İZİNDE

Kış uykusundan henüz uyanan doğa, çevreyi türlü renklere boyamaya başlamış yeni yeni. Arılar sevinçten şaşkın, çiçekten çiçeğe konuyorlar. Ağaçlar tomurcuklanmış, artık tozlaşma zamanı. Toprağın o kendine has mis gibi kokusunu içime çekiyorum. Şerife Bacı’ların, Halime Çavuş’ların, Rahime Kadın’ların, daha nice isimsiz kahramanların geçtiği İstiklal Yolu’nda bir an durup, geçmişi hayal ediyorum.

Tahta kağnı tekerleklerinin gıcırtısı gecenin sessizliğini yırtıyor. Omuzlarındaki yükten kamburu çıkmış yorgun bedenler, yırtık çarıklarıyla yürüyorlar eski yolda. Attıkları her adımın bağımsızlığa doğru giden uzun yolun bir parçası olduğuna inanarak azimle yürüyorlar. İstanbul ve Rusya’dan gemilerle İnebolu’ya getirilen silah ve cephaneyi tam üç yıl boyunca Ankara’ya taşıyorlar sabırla. Mustafa Kemal’in ‘Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da’ sözleri, bir özgürlük şarkısı olarak çınlıyor kulaklarında. Bir ulusun yeniden doğuşunun destanı yazılıyor her kilometrede. 19. yüzyılın son yıllarında gönüllülerle mahkumların ortak emekleriyle yapılan toprak yol, özgürlüğe koşan kağnı katarlarının geçtiği İstiklal Yolu’na dönüşüyor artık.

Milli mücadelenin kilometre taşlarından biri olan İstiklal Yolu’nun, yeniden canlandırılarak bir yürüyüş ve bisiklet rotası haline getirilmesi çalışması, geçtiğimiz yıl Nisan ayında gerçekleştirildi. Kastamonu Valiliği’nin bir projesi olarak başlatılan bu girişim, Vali Nurullah Çakır’ın çabalarıyla şekillenmeye başladı. Benim de içinde bulunduğum bir ekip çalışması sonucu, eski yolun hala canlı kalan İnebolu-Küre-Kastamonu arasındaki en güzel bölümü doğaseverlerin hizmetine sunuldu. 105 kilometrelik güzergah, ilk önce GPS ile coğrafi bilgi sistemine kaydedilip yön bildiren tabelalarla belirlendi. Likya ve St. Paul Yolu’ndan sonra Türkiye’nin en uzun üçüncü yürüyüş yolu olan parkur, uluslararası işaret sistemiyle donatıldı. Belirli aralıklarla konulan kırmızı-beyaz işaretler, yürümek isteyenlere kılavuzluk ederek doğaseverlerin işini kolaylaştırdı.

İnebolu
Karadenizin hırçın dalgalarıyla oynaşan balıkçı teknelerinin barınağı olan limanın hemen karşısındaki Türk Ocağı binasının önünden başlıyoruz yürüyüşe. İnebolu’nun eski evlerle süslenmiş sokaklarından geçiyoruz. Aşı boyasıyla renklenmiş ahşap evler, çocukluk yıllarımı anımsatıyor bana. Tanıdık bir mahallede dolaşır gibiyim. Sardunyaların sarktığı pencereler, ilgi çekici tokmaklarıyla kocaman kapılar... Türkiye’nin istiklal madalyasına sahip tek ilçesi olan İnebolu’nun eski cephaneliği, şimdilerde tekstil fabrikasına dönüşerek ekonomiye canlılık kazandırıyor.

İnebolu çıkışındaki Taşoluk ayrımı, kalabalık kent yaşamından uzaklaşıp doğanın sevecen kollarıyla sarıldığımızı müjdeliyor. Artık şoseye dönüşen eski yolun bir yanı orman, diğer yanıysa derin bir vadi. Karşı tepelerdeki dağınık mahalleler, yeşillikler arasından selam gönderiyor sırt çantalı konuklarına. Uğrak köyüne vardığımızda fındık bahçeleri arasında beyaz naylonlu küçük seralar dikkatimizi çekiyor. Küresel ısınma seracılık gibi değişik tarım yöntemlerine olanak tanımaya başlamış Karadeniz’de.

Yukarıçaylı köyünden itibaren vadiyi solumuza alarak yürümeye devam ediyoruz. Kiraz, kayın, kestane ve çam ağaçları arasından kıvrılan yol, Çuhadoruğu’na doğru yükseliyor. Eski kağnı yolu halı gibi yemyeşil çimlerle kaplanmış tamamen. Karşıdaki köyleri kaplayan sık orman dokusu, yaban hayatın o kadar da uzağında olmadığımızın bir göstergesi. Yamaçlara sıralanan Ayva, Soğukpınar, Adar ve Beyler köylerindeki ahşap evler yerini betonarme yapılara bırakmaya başlamış yavaş yavaş. Bazı fındık bahçelerindeki derme çatma kulübeleri merak ediyoruz. Soluklandığımız çeşme başı sohbetinde yaşlı bir amca, domuzlar için nöbetçilik yapmaya gelenlerin kullandığı bu kulübelere sayvan veya gümele denildiğini anlatıyor gülümseyerek.

Teller üzerinde sallanan dev vagonlar ilişiyor gözüme. Almanlar tarafından 1952 yılında kurulan İnebolu-Küre arasındaki teleferik hattı, bakır madenini limana taşımak amacıyla yapılmış. 1982 yılında onarılan sistem, köylülerin kamyonculuğa yönelmesiyle devre dışı kalmış yıllar önce. Boşlukta salınan her biri 750 kilo ağırlığındaki koca vagonlar yeryüzünü seyrediyorlar şimdi pas tutmuş bir halde. Sarıkaya mevkiine geldiğimizde sistemi oluşturan üç istasyondan ikincisine varıyoruz. Bir an teleferik hattının onarılarak turizme kazandırıldığını hayal ediyorum; trekking sevdalıları aşağıdaki nefes kesici manzarayı seyrederek İnebolu’dan istasyona taşınıyor.

Ertesi gün Çuhadoruğu’ndan İkiçay vadisine inen ikinci etaptayız. Doruğu kaplayan sis bulutu, aşağıya indikçe dağılıyor ve nefis bir manzara seriliyor önümüze. Yine yeşilin türlü tonlarını giyinmiş bir orman, tepelere yayılan köy evleri, vadiyi verimli kılan coşkun bir dere ve uzaklarda heybetle dikilen Karacehennem boğazı. Çam ağaçlarının kokusu eşlik ediyor neşeli yürüyüşümüze. Yolun kıyısında tarihten bir sayfa misali, üzerinde ‘70’ yazılı sarı-kahverengi eski bir kilometre taşına rastlıyoruz. Özenle kaldırıp yeniden dikiyoruz yolculara umut olsun diye. İkiçay köprüsü anayola geldiğimizi haber veriyor. Dere kıyısındaki bir restoranda yörenin ünlü Ecevit çorbasını içip yorgun bedenlerimizi tazeliyoruz biraz olsun. Ardından Küre’ye giden asfalt yolla birleşen eski kağnı yolunu terk edip, daha önceden işaretleyerek rotaya kattığımız alternatif patikaya sapıyoruz. Yusuf mahallesi, Alacık yolu ve Kabagürgen sapağının ardından Ayrancı piknik alanındayız. Orman içerisindeki çayırlık alan uygun bir kamp yeri aynı zamanda.

Geceyi Küre belediye başkanı Engin Ayrancı’nın misafiri olarak belediyenin Belören’deki tesislerinde geçiriyoruz. Karanlığı aydınlatan odun ateşinin başında otururken, insanın içini ısıtan dost gülümseyişiyle Engin başkan yöreyi tanıtıyor. Madenler özelleşmeden önce bölgenin en büyük ilçelerinden biriymiş Küre. Ormanlarla çevrili olması, bir yara izi gibi görünen maden ocaklarını örtüyor bir nebze. Ersizler kanyonu, Çatak baraj gölü, Pafligonya’lılardan kalma Doğanlar kalesi ve Karacehennem boğazının yürüyüş rotaları için çok uygun olduğu söylenince, bu parkurları da işaretlemeye karar veriyoruz birlikte.

Sabah aslına uygun olarak yeniden inşa edilen Ecevit Han’ın önünden başlıyoruz yürüyüşe. Bölgenin en önemli ulaşım ağını oluşturan eski kağnı yolunun etrafında, Seydiler Yumurtacı Hüseyin Ağa, Üyük, Ödemiş gibi on altı adet han varmış eskiden. Uzun ve çetin bir yolculuğun dinlenme mekanları olarak hizmete açılan yapılar, zamanın acımasızlığına yenik düşmüş. Bugün sadece Ecevit Han restore edilerek turizme kazandırılmış Kastamonu valiliği tarafından. Ecevit Han’ın komşusu Ambarlı köyü, sakin yaşantısına devam ediyor. Köyle aynı adı taşıyan eski köprüyü geçip Çataltepe’ye yöneliyoruz orman yolundan. Bir başka eski köprü ve değirmen Ödemiş’e vardığımızı haber veriyor. Bir süre anayola paralel giden güzergah, Gücü köyünde eski haline kavuşuyor yeniden. İmrenler höyüğü, eski köy evleri, tarihi tahıl ambarları ve ‘35’ rakamını gösteren bir başka kilometre taşının ardından Seydiler ilçesinde tamamlıyoruz günü.


Ecevit Han - Küre
Seydiler-Kastamonu arasındaki İstiklal Yolu güzergahı, kimi zaman toprak, kimi zamansa asfalt olarak devam ediyor. Ahmetbey ve Oyrak köylerini geçip Kırcalar’da Halime Çavuş’un mezarını selamlıyoruz saygıyla. Atatürk’ün Kastamonu ziyaretinde önemli duraklardan biri olan Şeker Köprü’yü geçip Kastamonu’ya giriyoruz. Eski çarşısı, güzelim konakları, tarih kokan sokaklarıyla gündelik yaşamın telaşı içinde karşılıyor şehir bizi.

İstiklal Yolu yürüyüş ve bisiklet rotası, Kastamonu kentinin vitrini aynı zamanda. Buraya kadar gelip de şehrin doğal güzelliklerini görmeden dönmek olmaz. Ilgaz Dağı, Valla Kanyonu, Yaralıgöz Dağları, Küre Dağları Milli Parkı sınırları içinde kalan Ilıca Şelalesi, Araç yaylaları ve daha birçok doğal hazinesiyle bir cennet Kastamonu.

Alternatif güzergahlarıyla toplam 105 kilometreye uzanan İstiklal Yolu, aslında Çankırı’dan da geçerek Ankara’ya kadar uzanıyor. Büyük bir kısmı anayol üzerinden devam eden eski kağnı yolunun şimdilik son tabelası, Kastamonu-Çankırı sınırındaki Ilgaz Dağı geçidine dikiliyor özenle. Kurtuluş Savaşı’nın tarihi kağnı izleri üzerinde geçmişten bugüne yürüyebilmek için ilk adımı Kastamonu attı. Çankırı ve Ankara valiliklerinin, projenin geri kalan kısmını da hayata geçirebilmelerini umuyoruz.


Skylife, Kasım 2008

Genel Bilgiler
İstiklal Yolu, Türkiye Kurtuluş savaşının en önemli sac ayaklarından birini oluşturuyor. 19. yüzyılın sonlarında gönüllülerle mahkumların ortak emekleriyle yapılan bu toprak yolda, İstanbul ve Rusya’dan gemilerle İnebolu’ya getirilen silah ve cephane tam üç yıl boyunca Ankara’ya taşınmış. Mustafa Kemal’in ‘Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da’ sözleri, özgürlüğe koşan kağnı katarlarının geçtiği İstiklal Yolu’nun önemini  vurguluyor.

İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara hattında uzanan İstiklal Yolu’nun günümüzde hala belirgin şekilde kalan en iyi bölümünü İnebolu-Kastamonu arasındaki kağnı yolu oluşturuyor. Rota, Ersizler Kanyonu, Karacehennem Boğazı ve Çuhadoruğu gibi doğal güzelliklerle bezeli.

For more information in English, visit http://cultureroutesinturkey.com/c/independence-trail/ 

Rota Hakkında
Milli mücadelenin kilometre taşlarından biri olan İstiklal Yolu’nun, yeniden canlandırılarak bir yürüyüş ve bisiklet rotası haline getirilmesi çalışması, Kastamonu Valiliği’nin bir projesi olarak 2007 yılı Nisan ayında gerçekleştirildi. Eski kağnı yolunun hala canlı kalan İnebolu-Küre-Kastamonu arasındaki en güzel bölümü doğaseverlerin hizmetine sunuldu. Toplam 105 kilometrelik güzergahın 10 kilometresi patika, geri kalanını ise kağnı yolu üzerinde ilerliyor.

Konaklama
Rotanın geçtiği İnebol ve Küre ilçeleriyle Kastamonu il merkezinde konaklama tesisleri bulunuyor. Özellikle İnebolu, Karadeniz sahilinde yer alması nedeniyle tercih edilebilir. Ayrıca Küre ilçe sınırları içinde kalan Ecevithan ve Belören tesisleri, diğer konaklama seçenekleri arasında. Ayrancı piknik alanı, rota üzerindeki en uygun kamp alanı.

Kastamonu
Küre
  • Ecevit Han : (0366) 7561077
  • Belören Tesisleri : (0366) 7512109
İnebolu

En İyi Sezon
Nisan-Kasım ayları arası rotayı yürümek için en uygun sezon.

Ulaşım
Kastamonu İstanbul’a 508 km., Ankara’ya ise 245 km. mesafede bulunuyor. Ankara’dan Çankırı-Ilgaz Dağı, İstanbul’dan ise izmit-Adapazarı-Bolu-Gerede-Karabük-Safranbolu-Araç güzergahını izleyerek Kastamonu’ya ulaşabilirsiniz. Kastamonu Havaalanı’nın devreye sokulması için çalışmalar devam ediyor. En yakın havalimanı Ankara’da. 

En İyi Parkurlar
Deniz kenarındaki İnebolu ilçesinden başlayan 105 kilometrelik rota, tipik Karadeniz görüntüleri sergileyen köylerden geçerek Kastamonu’ya ulaşıyor. Parkurun en güzel bölümlerini İkiçay Vadisi, Çuhadoruğu, Karacehennem Boğazı, Ecevithan ve Çataltepe-Ödemiş arasındaki ormanlık alan oluşturuyor. Küre ilçesindeki Çatak Göleti ve Doğanlar Kalesi görülecek diğer yerler arasında. Ayrıca İnebolu’nun aşı boyası ile renklenmiş eski evleri ve Kastamonu il merkezindeki tarihi konaklar mutlaka ziyaret edilmeli. Yaz sezonunda İnebolu sahilleri güneşlenmek ve denize girmek için çok uygun.

7 Günlük Yürüyüş Önerisi
1. Gün : İnebolu-Çuhadoruğu
             Çuhadoruğu’nda köy evinde konaklama veya kamp
2. Gün : Çuhadoruğu-Küre Ayrancı Piknik Alanı
             Ayrancı’da kamp
3. Gün : Ayrancı-Ecevit Han
             Ecevit Han’da konaklama
4. Gün : Çatak Göleti’ne transfer
             Çatak Göleti-Belören-Ecevit Han
             Ecevit Han’da konaklama
5. Gün : Ecevit Han-Ödemiş
             Ödemiş’de köy evinde konaklama veya kamp
6. Gün : Ödemiş-Seydiler
             Seydiler’de konaklama
7. Gün : Seydiler-Kastamonu (bir bölümü araç transferi)

İletişim

Kastamonu Valiliği
Tel : 0366 214 11 22
Fax : 0366 214 10 94
İnebolu Kaymakamlığı
Tel : 0366 811 39 29
Fax : 0366 811 41 00

Harita
Haritanın üzerine tıklayarak biraz daha büyütebilirsiniz.


Fotoğraflar İçin Tıklayınız




Parkurun GPS Koordinatlarını İndirmek İçin Tıklayınız